
Go get Adobe Flash Player!
(Farsça-Persian)
Artık gökyüzünü başka pencereden izleyeceğim; gerimde anıların esintisini hissetmediğim bir evin…
Artık daha bilinçli yaşantılar akacak bu bedenden; daha sağlam, daha inanç ve iman dolu, daha derin…
Artık daha manalı bakacak bu gözler, bu eller daha şefkatli ve duyumsayarak dokunacak emanetler(in)e, bu yürek daha huzur dolu, daha emin…
Artık… Artık rengi ve tadı değişecek her şeyin!
(Bir ay kadar yokum)
Ağustos 8th, 2008

Yaşadığımız bir başarısızlık neticesinde içine düştüğümüz olumsuz duygu, düşünce ve davranışlar, başarısızlığımızın nedeni/nedenlerinden biri olabilir mi?
Yani sonucun çıktıları/bizde doğurduğu olumsuzluklar, aynı zamanda sonucun nedeni midir?
Şöyle anlatayım: iş arıyoruz. Aradığımız kapılar birbir yüzümüze kapanıyor. Ve biz, kapıyı bize kapatanlara (sesli-sessiz) küfürler ediyor, kendi talihimize sövüyor kaderimize isyanlar sergiliyor, derin ümitsizlik ve karamsarlıklara düşüyor, düştüğümüz keder ve üzüntünün etkisi ile ailemizi de yıpratıyor, bir çıkmaz duygusuyla umudumuzu şans oyunlarında, kumarda arıyoruz vs.
İş bulamamızın sebebi, zaten gösterecek olduğumuz bu davranışlarımız olabilir mi? Yaşadığımız başarısızlık sonucunda böyle davranacağımızı bilen (hikmetli) Allah, daha baştan, ilerdeki davranışımızı şimdiki istek ve hedefimize engel olarak gördüğünden mi bize başarısızlığı yaşatıyor?
-Gör, gör bak… Herkes görsün… Sen böyle yapacağın için ben sana bunu yaşattım…
Bu, şu anlama da geliyor: hayatta başarıyı(ve de mutluluğu) yakalayabilmek için, başarı öncesi hazırlık kadar, başarı sonrası hazırlığı da, başarı öncesi hazırlıkla beraber yapmalıyız.
Allah, çoklarının kalbini mühürlemiştir… Bunun bir sebebi, o kişilerinin geçmişlerinin tamamıyla küfür, şirk ve isyandan oluşmasıdır… Diğer ve en önemli sebebi ise, bu kişilerin iflah olmayacaklarını /gerçeği göremeyeceklerini Allah’ın zaten biliyor olmasıdır… Yani Allah, gelecekteki davranışımızı da, şimdiki durumumuza bir neden sayıyor…
Sonucun doğurdukları, nedeni yaratıyor…
Neden, gerimizde değil, geleceğimizde…
Hayatımızın içeriği ve niteliği aslında ellerimizde…
Başarı için her türlü donanıma sahip olabiliriz ama isteğimizin bize sunulması için, başarıyı yakaladıktan sonra da gerekli olan (ilahî yasalarla uyumlu) donanımı benliğimizde oluşturmadıkça, başarı bize kolay kolay tattırılmayacaktır…
Ağustos 4th, 2008

Go get Adobe Flash Player!
Sadece elde olana değil, olmasını dilediklerimize de –şimdiden- şükretmek; duyumsayarak… Teşekkürlerimizi göndermek Yaradan’a… Daha bir inanç kokan şükre sahip olmak böylece…
Verilene herkes teşekkür eder; en azından etmesi gerektiğini bilir… Ama verilmeden minneti göstermek ve duyumsamak, Yaradan’ın varlığına ve lütufkârlığına duyulan inancın daha net göstergesidir…
Arzumuza, henüz yaşamımıza sunulmadan, şükür duymanın diğer bir güzel yönü de, arzumuzun hayatımıza akışını hızlandırmasıdır… Henüz sahip olunmayan nimete yürekten/derinden, tam bir ihlasla edilen şükrü karşılıksız bırakır mı dersiniz Yaradan..?
Hem, kazanım öncesinde edilen şükür, kazanım gerçekleştikten sonra edilmesi gereken şükrün provası gibidir… Böylelikle dileğimize kavuştuktan sonra daha bir kolay ve layığıyla şükredebiliriz ki bu, Allah’ın hoşuna gidebilecek ayrı bir unsurdur…
Hadi; şimdiden şükretmeye başlayalım isteklerimiz için Allah’a…
(Bu yazıyı okuduğunuz ve birbirinden güzel ve farklı görüşlerinizi paylaştığınız için size teşekkürlerimi ve bu durumu yaratan Allah’a şükranlarımı yolluyorum.)
.
Temmuz 29th, 2008

Go get Adobe Flash Player!
Kendimize haksızlık/zulüm edilmesine izin vermek/boyun eğmek; zulmedenin, üzerine çıktığı idam sehpasına tekme atmaktır…
Yalnızca kendimizi korumak amacıyla değil; zulmedeni, zulmetmenin sonuçlarından korumak için de, zulme, havaya kaldırdığımız elimizle dur demeliyiz…
Zulme boyun eğmek; zulmedene zulmetmektir… Ve zulmedenin, kazandığı zaferin etkisi ile başkalarına zulmetmesine de daha baştan zemin hazırlamaktır…
Bu haksızlıkları bana yapmana ve kendine zulmetmene izin veremem… Hayatına, daha fazla musibet tohumları ekmene razı olamam… Seni, Yaradan’dan ötürü, halâ seviyorum ve etme-bulma yasasının çarklarına takılı kalarak mahvoluşunu izlemek istemiyorum…
……………………………….
zulüm: bu kavramı, en geniş anlamı ile kullandım… dedikodu, yalan, iftira, tehdit vs. de, birer zulüm aracı olarak kullanılabilir…
Temmuz 20th, 2008

Go get Adobe Flash Player!
Merhametimi ve adaletli yaklaşımımı hep bir zayıflık emaresi olarak algıladın ve zaafiyetime yordun… Verdiklerimi, vermek istediklerimi teptin böylece; daha fazlasını kaybetmemek için daha azına razı olduğum sonucunu çıkardın… Ama samimiydim, son derece samimi; bunu anlayamayacak kadar da mı tanımamıştın beni..?
Belki de haklıydın -gösterdiğim merhamet ve adaleti- zaafiyetime yormakla; zor bir anımızda böyle bir tutum/içerisinde yer almam/sergilemem, duygu ve düşüncelerimdeki samimiyetin ciddiyetine ilişkin herkeste şüphe yaratabilirdi… Bu yüzdendir ki belki de merhameti ve adaleti -senin de içinde yer aldığın meşakkatli zamanlarda- göstermemek gerek başkalarına; çaresiz olduğun ya da daha fazla ziyana uğramamak için yaptığın şeklinde algılanıyor çünkü…
Fakat ne kadar ahlâkî ve hakka uygun; senin, kendi tutum ve stratejine benim -güya- zaafiyetime göre yön vermen…
Gerçi her zaman “duruma göre hareket eden” veya senin deyişinle “davula göre meçik vuran” bir yapıdaydın… Buna şaşırmamam gerek ama şaşırıyorum işte… Onca yılın ve yaşanmışlığın ardına “stratejik davranmana” şaşırıyor ve üzülüyorum; “hiç mi değeri yoktu o yılların” diyorum gözlerim nemlenerek…
Artık tümüyle bir kenara bıraktım seni düşünmeyi… Allah’ın adaletine ve merhametine teslim ettim her şeyi…
Hem biliyor musun; belki de sen değildin bu süreçteki fedakârlıklarımı reddeden; Allah idi diye düşünüyorum… Benim tam bir ihlasla sunduklarımı senin zaafiyet olarak görmeni ve buna göre hareket edecek olmanı bilen Allah, seni şaşırtarak engel oldu vermek istediklerime; bunu hak etmiyordun -belki de- O’nun gözünde ve bozuk niyetinle kurbanı oldun kendinin, kendi ellerinin… Zulmettin kendine belki!
Belki…
Belki de…
Göreceğiz!
—————————
Ademoğlu’nun taşıdığı -sınırlı ve ufku dar- merhamet, maraz doğurur çoğunlukla… Oysa ki; geçmiş, şimdi ve geleceğe aynı anda hakim olan ve sinelerin özünü bilen hikmetli Allah’ın merhameti çok daha gerçekçi ve daha hayırlıdır…!
Kim bilir belki de merhamet etmeye hiç cüret etmemek, bu işi tamamıyla Yaradan’a bırakmak yahut merhamet etmeyi karşı tarafın “merhamet isteğine” bağlamak gerek…
not:tatil devam ediyor… teşekkür ederim ilginize..!
Temmuz 15th, 2008

Her şeyi garantiye almak istiyorsun… İnanmaya ve güvenmeye hiç yer yok yüreğinde; ne kendine, ne başkalarına ne de Yaradan’a…
Yoğun bir güvenmezlik dalgası yayıyor; bu halinle, elde edebileceklerini ya da sana sunulacakları da şiddetle kendinden uzaklaştırıyorsun… Garantiye almaya çalışışların, alnına tutulan bir silah oluveriyor… Kendini korumaya çalışırken uçuruma doğru sürükleniyorsun; farkında bile değilsin…
Uyan..!
Uyan ve güven… İnan…
Biraz da güven ve inan…
Anla; hiçbir şeyi yüzde yüz garanti altında tutamazsın..!
Güvenmeden nasıl sevebilirsin, sevilebilirsin… Güvenmeden ve inanmadan nasıl saygı kazanabilirsin…
Sevilmeden ve sayılmadan nasıl iktidar olabilirsin yüreklerde, nasıl sürdürebilirsin iktidarını..!
Anla; Kimsenin sana karşı davranışını satın alamazsın..!
Go get Adobe Flash Player!
Temmuz 7th, 2008
Önceki Yazı